Dedektif Serisi – Bölüm 1

Hava aydınlanmaya yakınken saçma bir rüyayla uyandım ve kendimi topladıktan sonra, aklımı yatakta bırakıp uyuşuk bedenimi banyoya attım. Soğuk suyun altında birkaç dakika boş boş dikilip, banyonun fayanslarını uzun uzun süzdükten sonra kurulanıp kıyafetlerimi giydim. Islak saçlarımı, bir değişiklik yapıp, geriye taradım bu sefer. Saçlarımı kurutup çayımı yaptım ve termosuma boşaltıp dışarı çıktım. Havalar soğuyunca, insanlar da sobalarını yakmaya başlamış olmalılardı ki havada süzülen ince bir pus vardı. Çiğ yağmış, tüm arabaların camlarını ıslatmıştı. Sobaları yanan evlerin bacalarından gelen ağır kömür kokusu, soğuk havayla birleşip ciğerlerimi yakıyor, tırmalıyor; boğazımda iğrenç bir metalik tat bırakıyordu. Yeni yeni kendini göstermeye cüret etmiş güneşle coşan kuşlar, bu ağır havaya aldırış etmeden cıvıldıyorlardı.

 

   Asansörde çalan müziği mırıldanarak otoparkın en üst katındaki arabama ilerliyordum. O sırada otoparkın alt katından lastik inlemeleri duyuldu. Bir aracın motor sesi yaklaşıyordu avaz avaz. Kısa bir süre içinde önümde camları siyah filmli, parlak siyah boyalı, yeni cilalanmış, gıcır gıcır parlayan bir lüks minibüs durdu. Sürgülü kapısı açıldı. İçinden beş tane silahlı adam indi. Ellerinde hafif makineli tüfekler vardı ve boyunlarından sarkan askı silahlarına bağlıydı. Hepsi şık giyimli, takım elbiseli, boyalı ve parlatılmış ayakkabılı, saçları fazlaca jölelenmiş, üçgen vücutlu tiplerdi. Arkalarından, kafalarını jöle kutusuna batırıp çıkartmış adamlara nazaran daha insana benzeyen orta boylu bir adam indi. O da diğer adamlar gibi şık giyimliydi.

-Dedektif?

-Tanışıyor muyuz, dedim.

-İçeri buyurun lütfen, dedi eliyle minibüsü göstererek.

-Ne o? Takım elbise defilesine mi?

-Sizden minibüse binmenizi nazikçe rica ediyoruz, dedektif.

-Eminim ki bu minibüs beni bu kılıkla kabul etmez. Üstümü değiştirip geleyim isterseniz, diyerek işi dalgaya vurmuş gibi yaptım.

-Şakacı yanınızdan kalktınız herhalde dedektif, dedi ve bir kaş göz işaretiyle iki adam üstüme gelmeye başladı.

 

   Kendi şakama gülüyormuş gibi yapıp, kendimden geçmiş bir tavır takındım. Onların üstüme geldiğini göz ardı ettiğimi düşünmelerini sağlamaya çalıştım. İzbandutlardan bir tanesi termosu tuttuğum kolumdan beni çekince termostaki kaynar çayı kasıtlı olarak diğer adamın üstüne döktüm ama onlara kazara olmuş gibi davrandım. Anın boşluğundan yararlanıp yanan adamla ilgilenir gibi yaptım ve kolumu kurtardım. Sonra elimdeki kalan çayı diğer adamın suratına döktüm. O an, ilk yanan adam koluma yapıştı. Burnuna dirseğimle vurup, göz altına kafa attım. Sersemleyince, kendime siper ettim onu. Yüzünü acıyla silen adam üstümüze atlarken karın boşluğuna tekme atıp, termosla kafasına var gücümle vurup, yere serdim adamı. O sırada önümdeki adam kımıldayınca yüzünü kendime çevirdim. Aramızda kalan tüfeğini tutup ona tekme attım. Boynundaki askı onu bana geri getirdi ve tüfeğin kabzasıyla suratına vurdum. Arkamdaki arabanın motor kapağından arabanın arkasına doğru yuvarlanıp siper aldım. Tüfeğin namlusunu onlara doğrulttum.

-Yerinizde olsam bunu yapmazdım dedektif, dedi beni minibüse “nazikçe” davet eden adam.

-Ben de sizin yerinizde olsam burayı terk ederdim. Kimse incinmek zorunda değil.

-Evet, haklısınız. Kimse incinmek zorunda değil. Özellikle de siz, dedi ve kulağındaki kulaklığa elini götürerek bir şeyler mırıldandı. Hemen ardından bir lazer, önümdeki motor kapağının üstünde belirdi. Hızlıca eğilip tüm vücudum arabanın arkasında kalacak şekilde saklandım. Sırtımı tekerleğe verdim. Keskin nişancıları vardı. Böyle saklanmamın sebebi keskin nişancının minibüsün arkasındaki binanın tepesinde olduğunu düşünmemdi. Tam kendimi güvende hissetmişken ayağımın önüne bir kurşun saplandı. Sonra aynı lazeri göğsümün üstünde gördüm. İşte o zaman keskin nişancının minibüs arkasındaki binada değil, benim arkamda olduğunu anladım ve o ayağımın önüne sıkılan merminin bir uyarı ateşi olduğunu anladım. Bu demekti ki bir aykırı hareket daha yaparsam, bu sefer vurulacaktım.

 

   Önce tüfeğimi, onların görebilmesi için havaya kaldırdım. Arabanın üstüne bıraktım. Adamların ellerimi görebilmesi için ellerimi havada tuttum ve ayağa kalktım. Benimle konuşan adam minibüsün kapısının önünden çekildi davetkar bir şekilde. Yerdeki yamulmuş termosu aldım ve minibüse bindim. Ardımdan da izbandutlar ve o adam bindi. Hareket ettik. Kafasına termosla vurduğum adam kafasına buz koymuştu ve gözündeki aynalı gözlükler gözlerini göstermese de yüzündeki ifadeden bana baktığını, hatta benimle ilgili çok kötü hayaller kurduğunu anlayabiliyordum.

-Günaydınlar, dedi orta boylu adam pişkinlikle.

-…

-İlk izlenim her zaman önemlidir ve sanırım sizde iyi bir ilk izlenim bırakamadık.

-…

-Ama siz de öyle…

-Yaptıklarımdan dolayı özür dileyebilmek isterdim.

-Lüzumu yok.

-…

-Çay alır mıydınız? Sizinki, malum, ziyan oldu. Çay ikram edeyim size.

-İstemez. Siz kimsiniz?

-Bir süre birlikte çalışacağız.

-Kimsiniz?

-Dediğim gibi: Bir sü-

-Kimsiniz?

-İş arkadaşı diyelim.

-…

-İş konuşalım o zaman, dedektif. Madem iş arkadaşıyız… Öyle değil mi?

-Nereye gidiyoruz?

-Olay yerine.

* 1.Bölümün sonu *