Duyulmayan Çığlıklar – Armağan Özkan

Kanada’da psikoloji okuyup Almanya’da master yaptım. Orada işim bittikten sonra tutunamadım ve Kanada’ya döndüm. Ancak orada da işler pek yolunda gitmedi. Zor günlerdi. Ben de çözümü ülkeme dönmekte buldum. Burada iyi kötü bir düzenim var şimdi. Eşimle hastanenin bir odasında yaşıyoruz şimdilik ama bir akşam ayaklarımızı rahatlıkla uzatıp, pijamalarımızla televizyonun önünde ağır ağır uyuyabileceğimiz bir evin hayaliyle yaşıyoruz ve uzun zamandır da bir ev arayışı içindeyiz.

 

Hastanede aksiyon bol. O yüzden ben akşam geç saatlere kadar hastalarla ilgileniyorum. Bu saatlerde daha çok eşim, internetten beğendiği evleri gidip görüyor ve dönünce de bana anlatıyor. Bazıları üstünden o kadar güzel hayaller kuruyor ki bazen ben de kendimi bu hayallere kaptırmış buluyorum. Hatta sırf bu yüzden geceleri çok geç saatlerde yatıp sonraki günlerde işe geç kaldığım birkaç sefer bile olmuştur. Neyse ki buradaki hasta bakıcılar çok iyi çocuklar. Beni bu tarz bir durumda idare ediyor, eğer ipin ucunu kaçırırsam da beni uyandırıyorlardı.

 

Yine öyle bir gece ardından uyanmıştım. Ancak bu sefer geç değil, aksine, oldukça erken uyanıştım. Kimi hasta çoktan uyanmıştı. Jack ve Will bir camın pervazına oturmuş, sohbet ediyorlardı.

-Jack ve Will! Günaydın.

-Günaydın, dediler aynı anda.

-Nasılsınız?

-İyi, doktor.

-Harika.

-…

-Var mı anlatmak istediğiniz bir şey?

-yok.

-Peki. İyi günler beyler.

-İyi günler.

 

İyi bir kahvaltı sonrası oda oda dolaşıp herkese ziyarete gittim. Kimsede sıradışı bir durum yoktu. Bir kriz, bir atak… Hiçbir şey yoktu. Sakin bir güne benziyordu. Bahçede bir yere oturdum. Bahçede açan güllerin kokusu, saçlarımın uçlarını ufakufak oynatan rüzgarla geliyordu burnuma ağır ağır. Güneş yakıyor, terletiyor; gölge üşütüyor, tüylerimi diken diken ediyordu. Üşüyeceğime güneşin altında oturayım,dedim ve güneş alan bir banka oturdum. O sırada stajyer öğrencilerle beraber, hastane müdürü geliyordu uzaktan. Çok severim bu kadını da, hep halimi hatrımı sorar.

-Nasılsın bakalım?

-İyiyim, siz nasılsınız?

-Teşekkür ederim, iyiyim. Var mı anlatmak istediğin bir şey?

-Yok.

-Peki. İyi günler.

-İyi günler, dedim ve uzaklaştılar.

 

Güneş iyiden iyiye batmaya başlamış, akşam oluyordu. Tam eşim aklıma gelmiş, onu düşünürken ve merak ederken o gelmiş meğer. Gözlerimi kapatıp “Bil bakalım, kim geldi?” diye sordu. “Acaba kim? Tüm gün kimi bekliyorum acaba?” diye cevap verince kıkır kıkır, şımarık bir çocuk gibi gülerek yanıma oturdu. Havadan sudan, oradan buradan sohbet ettik biraz. Hava karardı, bahçedeki lambalar yandı, hava serinledi. İçeri girdik.

 

Koridordan onunla yürürken, Gareth’ın odasından sesler geliyordu. Belli ki bir kriz geçiriyordu ancak Gareth’ın neyi vardı, hastalığı neydi hatırlayamadım ve hasta bakıcıya haber verip, Gareth’ın dosyasına bakmak için eşimin yanından ayrıldım. O odamıza giderken ben hemen arşive koştum. Kimse yoktu içeride. Belki o an bu durum işime yaramıştı ama içeride kimse yokken tüm hastaların dosyalarının olduğu odanın kapısının kilitli olmaması kabul edilmez bir şeydi ve çok tehlikeliydi.

 

Az kalsın Gareth’ı unutup, burayı boş bırakan hemşirenin peşine düşmek için nöbet çizelgesini arayacaktım ki Gareth’ın yükselen çığlıkları bana neden orada olduğumu hatırlattı. Hemen klasörlerin olduğu çekmeceyi açtım. A harfi: Aaron, Andrew.. Sonra Bruce, ardından Charles, Chester… G harfi: Sadece Gary. Gareth yok. Gareth bağırıyordu hala. Belki karışmıştır diye diğer harflerin bulunduğu dosyalara baktım. Sonra kendi adım ve soyadımın olduğu dosya düştü yere. Öylece donakaldım. Korka korka açtım dosyayı, açmasam olmazdı.

 

Adı:Tony

Soyadı: Allen

Hasta raporu: Tony Kanada ve Almanya’da psikoloji çalışmaları yapıp sonra da yaşadığını zannettiği zor günler yüzünden buraya geldiğini zannediyor. Oysa sokakta bulunduğunda hiçbir kaydı olmadığı tespit edildi. Kendisini zamanla evli olduğuna inandırdı. Bir süreliğine eşiyle burada yaşadığını ve ileride, buradan eşiyle taşınacağı hayalleri kuruyor. Dolayısıyla kaçma potansiyeli var, dikkat edilmeli. Rutin olarak kullandığı ilaçlardan-

 

O sırada içeri başhemşire girdi. Hemen ellerimden dosyayı çekip aldı. Bana burada ne aradığımı sordu. Cevap veremedim. Odama götürmek için koluma girdi. Hiçbir şey yapamadım. Hiçbir şey diyemedim. Gareth bağırıyordu.

-Gareth, diyebildim yalnızca.

-Gareth kim Tony?

-Gareth…

-O kim?

-Hasta.

-Ben hastanede öyle birini tanımıyorum tony. Ancak sen odana gittikten sonra dosyaları kontrol edeceğim, tamam mı? Dosyalar yalan söylemez. Endişe etme sakın.

-…

-İyi misin?

-Duymuyor musun?

-Neyi?

-Gareth’ı. Çığlıklarını.

-…

-Cevap ver.

 

Vermedi. Çıt çıkarmadı. Ayın aydınlattığı karanlık boş koridorda yürüyorduk ve Gareth ağlayarak bağırıyordu.

 

Armağan Özkan 12-E 1070